Aylardan Aşk (Sancaktarlar Serisi #1)
"Aylardan Aşk, harika ve yaratıcı... sürükleyici bir aşk hikâyesi..." Böğürtlen Kışı ve Son Kamelya kitaplarının yazarı SARAH JIO Gerçek olduğunu düşündüğünüz hayatınızdaki her şeyin kocaman bir yalandan ibaret olduğunu öğrenseydiniz, ne yapardınız? Zengin Sancaktar Ailesi'nin en küçük çocuğu olan Tanem için hayat oldukça sıradandı. Arkadaşları ve ailesinin her zaman yanında olduğu Tanem'in tek gayesi işinde ilerlemekti, ta ki katılmak için gittiği, ama katılmadığı o toplantı sonrası geçirdiği trafik kazasına kadar... İki yıl boyunca uyuyan Tanem uyandığında, hafızasını kaybetmiş ve yanında doktoru Yağız'ı bulmuştu. Ailesi ve geçmişine dair, özellikle bir şeyleri hatırlamak istemiyor, bir şeylerden kaçıyordu sanki. Yağız, uyutulduğu esnada kendisini zehirlemek isteyen esrarengiz kişiden de haberi olmayan Tanem'e hem yakınlık duyuyor hem de Tanem'in geçmişinde ne olduğunu ve onu kimin öldürmek istediğini bulmaya çalışıyordu. Diğer taraftan Tanem'den uzak durmaya çabalıyor, adeta onunla savaşıyordu. Acaba Yağız, Tanem'le ilgili gerçekleri öğrenebilecek miydi ve daha önemlisi Tanem'in aşkına karşı koyabilecek miydi?
Baskılar1
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Kopuk ve uzatılmış, klişe ve tahmin edilebilir bir kitaptı. Beğendiğimi söyleyemem.
Sancaktarlar serisi, kitap zevkine güvendiğim bir kaç kişi tarafından çokça övülünce okumak istedim. Ama ben son kitabı daha çok merak ediyordum. Belki de kitap kapağı da etkili olmuş olabilir :/ Ama seri olduğu için tabii ilk kitap olan Aylardan Aşk'tan başladım. Sancaktar ailesinin küçük kızı Tanem, geçirdiği bir trafik kazasından sonra 2 yıl boyunca komada kalır. Ne yaparlarsa yapsınlar bir türlü tedavi edilemez. Fakat doktor Yağız onu uyandırmayı başarır. Uyandığında hafızasını kaybetmiştir. Üstüne üstlük bir de Tanemi zehirlemek ve zarar vermek isteyen bir sapık vardır. Bu sırada da Tanem doktoruna da aşık olur. Hımm güzeldi kitap. Ama biraz uzundu sanki. Demek sosyete böyle yaşıyormuş :D Yanı ne bileyim garipsedim biraz. Hep alışmışız ya otoriter abilere; başta biraz sevgili olacak kişi zorlanır, gözü korkutulur, sonra zaten ne diyecek, olmuş gitmiş ama bunda öyle değildi. Çiftler bir anda fazla samimi olunca o höt höt abiler neredeler dedim :D E çünkü öyle bahsedildi. Valla ne diyim Yağız çok soğuk nevale geldi bana zaten saçları da uzundu. :D Okurken gozumun önüne hep Can Yaman geldi zira daha uzun saclisini tahayyül edemedim :D Ahmet çok övüldü ki onun karakterini daha çok sevdim acaba direk onun olduğu kitabı mi okusam ki :D Söylemeden de geçemeyecegim. Bu kitap 3. Baskı. Nasıl olur da hâlâ bu kadar yazım yanlışı olur? Benim çok gözüme batıyor kitaplardaki hatalar. Spoiler kitabı okumayanlar okumasin bu kısmı. Oofff Yağız deli mi yahu? En baştan kıza tedavisi hakkında doğru soyleseydi kız zaten anlardi. Ne yanı hiç bi çare yokken ölümü beklemektense tabii ki böyle bir tedavi tercih edilir. Ayy gizlediği kısımlarda beni sinir bastı. Tanemin tepkisi de gayet haklıydı.
Oldukça kalın bir kitap olmasına rağmen , akıcı dili ve sürükleyici konusuyla okuyucuyu yormayan güzel Türk Filmi tadında güzel bir roman...Kitabın ana karakteri Tanem'e şımarıklığından dolayı yer yer kızmadım değil ama mutlu sonla biten romanları ayrıca severim.. Sıra Sancaktarlar serisinin ikinci kitabı Aşkı Seçtim ' de.. Bakalım Doruk efendi ikizleri olduğunu bile bile koluna Sabrina'yı takıp ne demeye getirmiş ? :)
Okurken sıkıldım. Duygusallığın zayıf sürekli gizem ve fazlasıyla polisiye bir kitapdı.
http://kralicekitap.blogspot.com.tr/2015/07/kitap-yorumu-aylardan-ask-meral-kr.html Meral Kır, kalemini merak ettiğim bir yazardı ve sonunda fırsat bulup, okuyabildim. Bazı yönlerden kendisini çok başarılı buldum, bazı yönlerdense tam olarak beni tatmin etmedi. Bunu da yazardan ziyade serinin ilk kitabı olmasına bağlıyorum. ^^ Üstelik çok kalabalık bir karakter kadrosu vardı. Başlarda beni bunaltmış olsalar da okudukça hepsine alıştım. Yağız'ın tabiriyle 'cennet gözlümüz' Tanem, Sancaktar ailesinin en küçük çocuğu. Tanem sıradan, normal bir hayat yaşarken bir trafik kazası geçiriyor ve iki yıl boyunca uyuyor. Doktor Yağız tarafından ilk defa uygulanan bir tedaviyle hayata dönen Tanem, uyandığında kendisi ve ailesiyle ilgili hiçbir şey hatırlamıyor. Onca bilinmezliğin içinde Yağız'ı güvenli limanı olarak gören genç kız için aşk kaçınılmaz oluyor. İkisi arasındaki ilişkiyi ve tatlı atışmalarını okumak çok keyifliydi. Yağız'ın kitabın sonuna kadar kıza kendisiyle ilgili doğru dürüst tek kelime etmemesine sinir oldum. Yaşadığı olaylardan, düşünce şeklinden dolayı belki bu normaldi ama yine de bir yerden sonra şu adam artık çözülsün diye bekledim. Fakat doktor bey, nuh dedi peygamber demedi. :D Her neyse, biz de onu bu şekilde kabullendik... Aylardan Aşk, içinde bir sürü şeyi aynı anda barındıran bir kitap. Aşk, aile, dostluk, fedakarlık... Hepsi güzelce harmanlanmış. Diyaloglar kadar düşüncelere de yer verilmişti. Kalın bir kitap olduğu için bu durum beni yer yer sıksa ve sürekli ara vererek okumama sebep olsa da genel olarak güzeldi. Fakat o son... O son neydi öyle?! Doruk adamım dedim, adam bizi ters köşe yaptı. İkinci kitap onların hikayesini anlatıyor. Olayların iç yüzünü çok merak ediyorum ve içimden bir his, Aylardan Aşk'tan daha çok seveceğimi söylüyor. Okuyup, göreceğiz bakalım. :D Ve kitaptan daha çok sevdiğim bir şey var ki... Tasarımı! Müptela'nın cicili bicili kapaklarına hepimiz bayılıyoruz ama bu daha bir güzeldi. Her bölümün başında değişik renkte bir sayfa olması, ayracı, kapağı... Hepsi birbirinden güzeldi. Gerçekten emek verildiği çok belli, ilgili arkadaşları tebrik ediyorum. :') Özetle, merak edenler bir baksın derim. Mutlaka okuyun diyemem çünkü herkesin beğeneceği bir anlatım tarzı ve olay örgüsü olduğunu düşünmüyorum. Ama bu tarz kitapları, konuları seven insanlar beğenebilir.
Ben kitabı herşeyiyle çok beğendim.Bence yazarın ilk kitabı olmasına rağmen, aşk-polisiye karışımı basarılı bir romandı.Okunmayı kesinlikle hakkettiğini düşünüyorum..
Eylül ayı sanırım en çok bu kitaptan sonra anlamlı oldu. Çünkü en önemli olaylar o ay da oldu. Diğer ayların da anlamlarını, isimlerini nereden aldıklarını o sayfalarda görmek çok hoştu. Esasa gelirsek, kitabı beğendiğimi söyleyeyim ama yine şu gereksiz uzunluktan yana dertliyim. Tanem’ in hastane süreci çok fazla uzatılmış ve sıkılmama neden oldu. Neyse ki sonradan uyandı da asıl olaylar başladı. Ve diğer bir nokta, birçok karakterin anlatılması dikkatimi dağıttı. Hangisine odaklanacağımı şaşırdım. Doruk ve Asya’ya mı Ahmet ve Sena’ya mı Burak ve Yağmur’a mı? Bilemedim. Bir de üstüne Ailenin büyük sırrı ve biri tarafında Taneme zarar vermek istenmesi eklenince iyice karmakarışık oldu her şey. Ama yine de her karakter kendini sevdirdi. Yağız’ı şu cümleyle anlatabilirim size “Sevmeyi bilen, sevginin en güzel halini yaşatan bir gün gelecek sevdiğini de söyleyebilecekti. Sevdiğini söyleyemeyen, sevmesi güzel Abime.” Bu sözler küçük kardeşine ait. Son sayfaları okurken Yağız’ı kafamda hangi cümlelerle anlatmam gerektiğini bilmiyordum Kalın Kafalı? Belki. Ama bu sözler cuk diye oturdu adama. Tanem ise çekingen tavırlarıyla ve yağızın peşinden koşmasıyla sinirlerimin odak noktası oldu. Ama yavaş yavaş kendine gelmesi ve elinde ki gücü fark etmesiyle toparladı. Takıldığım bir yer var hafıza kaybı yaşamıyormuş gibiydi. Arada gördüğü geçmişe dair kesitler olmasaydı bu nasıl hafıza kaybı derdim. Peki, o nasıl bir sondu? Doruk sana etmediğim küfür kalmadı söylemeden geçemeyeceğim. Sırf bu yüzde hemen diğer kitaba geçmem gerekecek. Son olarak yazarın özel anlarda kullandığı şiirsel anlatımı sayesinde duygusallaşıyorsunuz. Bazı kelimeler çok özenli ve duygu doluydu. Ama şu karışık ve herkesi anlatan tarzını maalesef benimseyemedim. Ve uzatmış olduğu süreçlerde bir ara yeter dedirtmedi değil. “Ben bir Eylül günü düşlerimi kaybettim. Şimdi de şairin dediği gibi, yüklemi olmayan bir aşkın öznesi oldum. Peki, aşk neydi? Düşlerimi, geçmişimi, kısaca beni, geleceğin karanlık suretine gömmüşken, onlardan vazgeçip yüzümü döndüğüm mü aşktı? Aşk isyan mıydı, yoksa Nazım Hikmet’in dizelerinde betimlediği gibi ‘Gelsene dedi bana, kalsana dedi bana, gülsene dedi bana, ölsene dedi bana. Geldim. Kaldım. Güldüm. Öldüm. ‘ diyen içtenliğin adı mıydı aşk? Yoksa mağrur bir hoşça kal mıydı aşk; yıl yorgunu bedenim bir ‘hoşça kal’a daha hazır mıydı? “











