Altıncı Koğuş
6 Numaralı Koğuş , Anton Çehov’un (1860-1904) en güçlü, en etkileyici, okuyup bitirdiğinizde tüylerinizi diken diken eden hikâyelerinden birisidir. Keyfiliğe, kişiliğin aşağılanmasına açık bir protesto niteliğindeki bu eserle Çehov, Tolstoy’un ahlak felsefesiyle bağını tamamen koparır. Demir yumruklu Nikita’nın kapısında nöbet beklediği 6 numaralı akıl hastaları koğuşu adeta Çarlık Rusyası’nın bir simgesidir. Kendi yönetimindeki hastanede insanlık dışı koşulların düzeltilmesi yönünde mücadele edeceğine felsefe yapmayı yeğleyen Dr. Ragin, bu kayıtsızlığının bedelini çok ağır ödeyecek, 6 numaralı koğuşa bu kez kendisi düşecektir. Çehov'un bu güçlü hikâyesini Memurun Ölümü, Bukalemun ve Asma Katlı Ev isimli hikâyeleriyle birlikte sunuyoruz.
Baskılar4
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Aynı duruma düşmeden başkasının acısını hissetmektir mühim olan.
Bir çırpıda bitecek güzel eser. Herkes okumalı.
Altıncı Koğuş, Çehov'un bir dergide yayımlattığı, sonrasında büyük ilgi toplayan hacmi küçük kendi büyük eseri. Öyle ki; Lenin'in, eseri okuduktan sonra kendisini Altıncı Koğuş'ta hissedip ürperdiği rivayet edilmekte. Çehov, esere çok sıradan, çok yalın cümlelelerle giriş yapmış. Romanın ilk kısımlarındaki değişik kişi isimleri ve durağanlık, okuyucunun hikaye edilen olaya odaklanmasını biraz engelliyor ve hangi ismin kime ait olduğu detayını ya not almak, ya da sık sık önceki sayfalara geri dönmek zorunda kalıyor okuyucu (Yoksa bu sadece benim başıma mı geldi bilmiyorum). Eser, bir akıl hastanesi doktorunun, yıllar içinde yaşadığı ruhsal değişimi, giderek yalnızlaşmasını, bu yalnızlığını hastanenin müdavimlerinden birisi ile vakit geçirerek giderme çabasını ve nihayetinde bu yakınlaşmanın neden olduğu hazin sonu anlatıyor. Doktorun evrildiği süreç sanki Kafka'nın Dönüşüm'ündeki Gregor Samsa'yı anımsatıyor. Gregor Samsa'nın yalnızlığı ve anlaşılamayışı bir örümcek ile, 6.Koğuşun doktoru Andrey Yefimıç'inki ise ise kendini akıllı sananlar tarafından deli ilan edilmekle sembolleştirilmiş; bence tek fark bu. "Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!..." sözleri, bu hikayenin tek başına özeti adeta. Hikayenin ikinci önemli karakteri İvan Dmitriç, zamanla doktorun gerçek anlamda iletişim kurabildiği tek kişi oluverir ve isteyerek ya da istemeyerek, doktorun hastanedeki mesaisi esnasında kendisi ile birlikte diğer hastalara karşı takındığı duyarsız tavırların intikamını alır sanki sebep olduğu algı ile... Doktor-hasta arasındaki diyaloglar, eserin belki de en güzel bölümleri. Etkileyici bir felsefi derinlik var bu bölümlerde. "Sıradan bir insan iyiyi ya da kötüyü dışarıdan, yani bir atlı arabadan ya da bir çalışma odasından bekler. Düşünen bir insan ise kendinde bulur." bu bölümlerde geçen veciz sözlerden sadece bir tanesi. Tutunamayanları okuyup da içindeki Olric'i farkedenlerin, bu kitabı okuduktan sonra Doktorun hissettiği ızdıraba, yalnızlığa ve çaresizliği kabullenişine empati yapması da oldukça olası. Kısacası, monoton bir şekilde başlayan, ama giderek okuyucuyu düşünmeye sevk eden önemli, güzel bir eser...
Okunması gereken ve zamanın eleştirisni yapan güzel bir eser. Okudukça o dönem ile bu dönem arasında aslında bir fark olmadığını net bir şekilde görüyor insan.














